Sevgili anneciğimin düzenli olarak gittiği bir kurumun düzenlediği çok farklı bir geziydi. Gezi suriyeli mülteci kardeşlerimizle birlikte gitmek suretiyle ayarlanmıştı. Bu suriyeliler her gün dışarıda gördüğümüz dilencilerden öte sizin benim gibi insanlardı.Ancak tabi büyük bir travma geçirmişler,evleri barkları iş yerleri yerle bir olmuş,doğduğu büyüdüğü yaşadığı topraklardan ayrılmak zorunda kalmış insanlardı.Bu psikolojinin verdiği kötü ve acıklı hislerden biraz olsun arınmak ve Türkçelerini biraz daha geliştirmek amacıyla da düzenlenen bir geziydi. Ben daha çok annemle takıldım tabi:)
Amacımız Edirne'ye ulaşıp Mimar Sinan'ın ustalık eseri Selimiye Camisinde cuma namazı kılmaktı.Kadınlar cuma namazı kılar mı? Pek tabii kılar ve kıldık da.Ayrıca kadın bölümü de tıka basa doluydu :)
Edirne,rehberin dediğine göre Floransa'dan sonra metre kare başına en çok tarihi eser düşen şehirmiş.Ayrıca Osmanlı'nın ikinci başkenti.Hatta İstanbul'a Edirne'nin oğlu,Bursa'ya da İstanbul'un dedesi denirmiş :)
Selimiye Camisi için pek yorum yapmaya gerek yok aslında çünkü Mimar Sinan kendisi de belirtmiş zaten. Bu kadar büyük bir mimarın yaptığı camiyi 'ustalık eserim' diye nitelendirmesi zaten sözü bitiren ifade.Teknik ve mimari özelliklerine girmeyeceğim o sebeple.Zaten UNESCO tarafından dünya mirasına giren 2. Osmanlı eseri olmuştur. İlki Drina köprüsüdür.
| Selimiye Cami |
| Selimiye Cami kubbesi |
Camiyi Sarı Selim diye bildiğimiz,Kanuni Sultan Süleyman'ın oğlu 2. Selim yaptırtmıştır.Mimar Sinan'ın mimarlık hayatında yaptığı en geniş kubbe bu camidedir. Ancak yine de Ayasofya kubbesinin çapna ulaşamamıştır. Geniş kubbe yapabilmek ciddi bir mimarlık becerisi gerektirir veya iyi destekler gerektirir.Ayasofya'ya baktığınızda kubbe çevresinde kaba diye tabir edebileceğimiz destekler bulunur. Bir daha bakın derim Ayasofya'ya,anlayacaksınız:D Bu sebeple hem göze hoş gelen hem de geniş olan kubbe Selimiye Camisindedir diyebiliriz:)Büyük bir özenle yapıldığı her köşesinden anlaşılan caminin hünkar mahfili beni çok duygulandırmıştır. Sarı Selim burayı özellikle mezarlığa bakan kısımda yaptırmıştır ve şöyle bir ayet işlenmiştir duvara:
“Kıyamette size çoluğunuz, çocuğunuz fayda vermeyecektir. Tek fayda kalb-i selimdir." (Şuara-89)
Bu beni çok etkiledi açıkçası,yine dedim ki ah be Osmanlı...Padişah bile olsa kul olduğunun bilincinde olan yöneticilerdi onlar...
Yine cami eskiden meşalelerle aydınlatılırken,onlardan çıkan isin biriktirilmesi için öyle bir düzenek yapmış ki Sinan,40 yıl düşünseniz aklınıza gelmez. Şimdi bile tam olarak yazamıyorum.Peki bu isler ne yapılıyor? Mürekkep! Sonra bu mürekkeple hat sanatı icra ediliyor.Ahh ahh...İsraf yok!
Bir de ters lale motifi çok meşhurmuş.Caminin ortasındaki müezzin mahfilinin mermerinde yer alıyor bu motif.Hikayesi de enteresan,caminin yapılacağı arsanın sahibinin burada lale bahçesi varmış,tabi arsayı pek vermek istememiş-nedense-madem öyle lale motifi yapın benim için demiş.Mimar Sinan da adamın tersliğine binaen ters lale motifi yaptırmış:D
Son olarak ilgimi çeken,her minarede aynı anda 3 kişinin birbirini görmeden yukarıya çıkabilmesidir.Mimarlık harikası! Daha fazla ayrıntıyı şu linkte bulabilirsiniz :)
Sonra Edirne Ulu camisi(Eski cami)ne gittik.Bu caminin özelliği de hat sanatıyla bezeli bir iç mekanının olması.Ama hat sanatının en ünlü olduğu cami derseniz o Bursa Ulu camisidir.Camideki hatlara gelince gerçekten büyüleyiciydi.Geçmişe baktığımızda bazı padişahların kılıç kuşanma törenleri bu camide yapılmışır.Hacı Bayramı Veli de bu camiye gelip vaaz vermiştir ve vaaz verdiği kürsü hala durmaktadır ve daha sonra diğer imamlar ona saygıdan dolayı kullanmamışlar bu kürsüyü.Ayrıca camide Kabeden getirilen bir taş da vardır.Edirne'ye gelince uğramadan geçmeyin derim!
| Eski(Ulu) Cami'de Kur'an okuyan bir adam ve Allah hat yazısı |
| Caminin dışındaki Muhammed hat yazısı |
Daha sonra acıkınca Taşhan Et Mangal Bahçe adlı mekanda meşhur arnavut ciğeri yedik söylemesi ayıptır,ben hayatımda zaten ciğer yemem de bu kadar güzel bir ciğer yememiştim:D Mekan da güzeldi tavsiye ederim.Arnavut ciğeri yanında verilen kurutulmuş ve kızartılmış kırmızı biber sanırım orada baya seviliyor.Her yerde gördüm hem satıcılarda hem lokantalarda.
Son olarak da Şifahane denen Sultan 2. Beyazıt Külliyesi Sağlık Müzesi yoluna koyulduk. Giderken bile o yolun rahatlatıcı yeşilliğine hayran kaldım.Osmanlı döneminde tıp fakültesi ve hastane imiş burası.Bir tıp öğrencisi olarak tabi ilgimi çeken bir yer oldu:D Tıp Fakültesi kısmında eskiden tıp öğrencileri nasılmış,ne yaparlarmış,odaları nasılmış gibi oda oda gezdik. Hastane kısmı daha bir güzeldi.Yani hasta olan oradan hiçbir şey yapmasanız bile sağlığına kavuşur!Huzurlu sakin temiz...
Eski tıbbi yöntemlerin de anlatıldığı mekanda neredeyse tüm uzmanlık alanlarından bahsetmişler.Kesinlikle gidilmesi gereken bir mekan:)


Magnetlerimizi ve Edirne'ye özgü şekerlemeleri aldıktan sonra ev yoluna koyulduk.Ve güzel bir günü daha geride bıraktık<3

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder