12 Kasım 2015 Perşembe

Tarihi Yarımada Gezisi 1

Merhaba!!!
Bugünkü gezi rotamızda İstanbul'un suriçinin çok küçük bir kısmı vardı.
Öncelikle suriçi kavramını açayım, Osmanlı döneminde şehrin merkezi ve surla çevrili olan yer diyebiliriz. Aynı zamanda tarihi yarımada da denmektedir. Böylelikle bu bölgede her adım başı tarihi yapıların olmasının sebebini açıklayabiliriz . Aslında İstanbul’un ta kendisi de diyebiliriz. Günümüzde Fatih ilçesinde bulunmaktadır.
Sirkeci’den başladığımız ayrıntılı rotamız şöyleydi :
Sirkeci Garı: Adından da anlaşılacağı gibi sirkecide yer alan 2. Abdulhamid döneminde Alman mimar imzalı bir yapıdır.Vitray camları dikkat çekmektedir. Marmarayın Sirkeci durağında indiğinizde rahatlıkla gezebileceğiniz bir yapı. İçine girdiğinizde tarih kokuyor.Tabi pek yapabileceğiniz bir şey yok bu yapıda.Belki bir iki fotoğraf çekilebilirsiniz tarihin kokusunu içine çekebilirsiniz . He bir de unutmadan içki servisi de yapılan bir restorantı mevcut, bilginize…
Caferağa Medresesi: Mimar Sinan eseri bir yapı. İçine girdiğinizde bir orta bahçe ve çevresinde küçük odacıklar göreceksiniz. Birçok Türk el sanatları yapılmaktadır burada ebru hat tezhip minyatür çini … Odaları ziyaret edebilirsiniz duvarlardaki tablolar raflardaki objeler… burası  adeta sanat galerisi gibi. Not düşmem gerekirse ilk girdiğimde afalladım, İznik’te gidip gördüğüm İznik çiniciler çarşısına girmiş gibi oldum. Gerçekten benzerlik şaşırtıcıydı.
Yerebatan Sarnıcı: Diğer adı Bazilika Sarnıcıdır. Girerken çok heyecanlandığım bir yapı sanırım nedeni karanlık ve gizemli bir yapı olması . Müze kart geçmiyor. Öğrenci kartınızı göstererek 5 tl ye girebiliyorsunuz. Öğrenci değilseniz 10 tl. Yabancı yoğunluğu çok fazla. Kendinizi Alman Fransız dede ve nineler arasında bulmanızın dışında ışıklandırmanın da etkisiyle gizemli ve mistik bulabileceğiniz bir yer. Sarnıcın amacı su depolamak elbette. Sütunlardan oluşuyor ve burayı daha gelinebilir kılan 2 adet medusa başının olması. Medusa başlarının önemi roma dönemi heykel sanatının şaheserleri olmaları. Tabi bir de efsanesine bakın derim…

Arasta Çarşısı: Sultan Ahmet Camiinin arkasındaki caddede kalan Bizans kalıntıları üzerine yapıldığı söylenen bir çarşıdır. Hediyelik ürünler kilimler çiniler vb. eşyaların satıldığı güzel dükkanlardan oluşur. Farklı el yapımı ürünler görebilirsiniz. Bir kolundan Mozaik müzesine geçiş vardır.
Sultan Ahmet Camii: Yabancıların Mavi Cami diye isimlendirdikleri iznik çinileriyle ünlü, Mimar Sinan’ın öğrencisi Sedefkar Mehmet Ağa mimarlığında 1. Ahmet adına yapılmış bir camiidir. Yabancı yoğunluğu çok fazladır. MUTLAKA görülmesi gerekir, olmazsa olmazdır .Önemli özelliği 6 minareye sahip tek Selatin camisi (padişah camii) olmasıdır. Ayrıca dikkatimizi çeken caminin bir giriş kapısında demir halkalar vardı , bunun sebebi padişahın atıyla girerken eğilmesi içinmiş, yani padişah bile eğiliyor buraya girerken .
Kalenderhane Camii: İsmi, burayı ilk kullanan Kalender tarikatından gelir. Girdiğinizde normal klasik cami formlarından farklı olduğunu göreceksiniz, hatta kıble yönünde yapılmadığını… Bu bize kiliseden çevrilme bir cami olduğunu göstermek için yetti . Gerçekten de doğu roma döneminde kiliseymiş. Fatih’in İstanbul’u fethiyle bu tarikatın kullanımına verilmiş.Acil olarak özellikle içinin bakım görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yapının 9. Yüzyılda yapıldığı söyleniyor. Gerçi birçok kere düzenlemelerden geçmiş bir yapı. Uzun pencereleri ve dalgalı kubbesi çok hoş.  İçerideki mermerler de dikkat çekici.

Süleymaniye Çikolatacısı: Vezneciler metro istasyonuna çok yakın mütevazi bir mekan. Yine Kalendehane mevkiinde yer alıyor. Yorgunluğunuzu atabileceğiniz diğer çikolatacı dükkanlarıyla kıyasladığımda sade olan bir mekan. En önemli ve ilginç özelliği menülerinin, kitapların kapaklarının iç tarafında olması ve gelen kitaplara istediğiniz notu bırakabilmeniz. Şiir yazanından tutun da instagram adını verenlere kadar… Menülerinde Bezmara adlı spesiyalleri var 12 tl güzeldi, denenebilir. Türk kahveleri 6 tl. Kahveli sıcak çikolataları ise 8. Öyle çok ayılıp bayılmadığımız ama güzel vakit geçirebileceğimiz bir yerdi. O çok sevilen pişmaniye adlı kedilerini göremedik maalesef .

Gittiğimiz yerlerin çoğuna yürüyerek gittik, isterseniz tramvay da kullanabilirsiniz tabi, biz tabanvayı tercih ettik :D Yolumuzun üzerinde daha çok yapı vardı elbette , Gülhane parkı , Ayasofya Müzesi,Nuru Osmaniye Camii, Damat İbrahim Paşa Sarayı ve daha nicesi…Soğukçeşme sokağına da uğramaktı niyetimiz ama restorasyondaydı haberiniz ola. Başka bir gezimizde buraları gezip sizlere aktarmak dileğiyle. Hoşçakalın !


8 Kasım 2015 Pazar

HIDİV KASRI

Herkese merhabalar
Vira Bismillah diyerekten blogtaki ilk paylaşımımı yapıyorum.İnşallah devamı gelir ve gezmelerinize ufak da olsa bir katkıda bulunmuş oluruz.
HIDİV KASRI
İstanbul'un Beykoz ilçesindedir
Öncelikle isminden bahsedeyim.Hıdivlik makamı Osmanlının Mısır valilerine verdiği ünvanmış.Kasır,1907de Mısır'ın son hıdivi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan bir mimara yaptırılmış.İşletmesi şu an İBB kuruluşu olan Beltur'a aittir
   İstanbul'un bütün tarihi mekanları gibi burası da çok hoş ve görülmeye değer bir mekan.Dikkatimi en çok çeken şey kasrın içindeki tarihi asansör.Ana girişin tam ortasında mermerden kocaman bir havuz var.
ULAŞIM:  1.Üsküdardan beykoza giden herhangi bir otobüsle kanlıca durağında indikten sonra 10-15 dk lık yürüme mesafesinde(dilerseniz taksiyle de çıkabilirsiniz)
2.Kavacık köprüsünden 25dk uzaklıkta(yürüyerek)
YEMEK bölümü ikiye ayrılıyor.Bir tanesinde Osmanlı yemekleri var diğeri kafe tarzı.Ben Hıdivin kuzu etli paşa böreği(fesleğenli domates sosuyla)(14,5lira ve sadece 1dilim+2yaprak marul),vişneli etli yaprak sarma(14,5ira civarı,sadece 5tane),tahinli profiterol(10,5lira ve koca bi tabağın içinde avuç içi kadar)(tatlılar8-15lira arası).Hepsi çooook ama çok lezzetliydi ama gerçekten doymak istiyorsanız epey para bayılmanız lazım.Tabi bu osmanlı mutfağında ana yemekler için geçerli.Kafe tarzı bölümde fiyatlar ortalama.
Benim söyleyebileceklerim bu kadar.Sürç-i lisan ettiysek affola.Bereketli gezmeler efenim