6 Aralık 2015 Pazar

Amasra - Safranbolu

Geçen hafta tükenmişlik sendromu mudur, bunalmışlık mıdır nedir bilemiyorum ama tatile ihtiyacım olduğuna karar verdim.Okul, yorgunluk, kendini tekrar ettiren aynı cümleler perşembe günü son raddesine ulaşınca , dedim ki  gitmeliyim..Akşamında ne yapsam diye düşündüm.Hafta sonu için kişiler,yerler ...Birden  Elifciğim aklıma geldi, Bartın da yaşayan arkadaşım. Aslında daha öncesinde yurt dışına gitmeyi düşündüm hatta bir kaç da yeri aradım ama en erken Aralık ayı sonuna yer verdiler.Sanki ne kadar uzağa gidersem o kadar rahatlıycaktım... Elif'le konuştuktan hemen sonra gidiş dönüş biletimi ayarladım ve cuma akşamı yollardaydım...

Beklediğimden uzun bir yolculuk sonrası Abdipaşa'ya ulaştım.Küçük bir karadeniz beldesi. Ilık bir yeşillik ve sakinlik ile karşıladı beni. Ana yolun çevresinde kurulmuş küçük sehrirde,yolun bir tarafı Bartın'a ,bir tarafı Karabük' e gidiyor.Ulaşımı oldukça rahat diyebilirim. Arkadaşımın evi de İstanbuldaki evlere göre oldukça konforlu ve fazlasıyla sıcak..Merkezi kalorfer sistemi var ,henüz doğalgaz gelmediğinden kömürün verdiği sıcaklığı unutmuşum.Buharlaştıran bir sıcaklık..Biraz uyuyup,dinlenip kahvaltımızı yaptıktan sonra, Bartın dolmuşlarına bindik.Her zamanki gibi en ön koltuğa oturdum ve sonbahar manzarasının tadını çıkararak Bartına'a yolculığa başladık.

Yollardaki ağaçlar adeta , hani gelin damat salona girerken, karşılıklı ellerini birleştiren çiftlerin ellerinin altından geçerler ya,onun gibi birleşmişler ve altlarından biz geçiyorduk. Sarı,yeşil ağaçlar, rengarenk dağlar çok güzeldi..Bartın'da indik.Çarşı merkezine gitmedik.


Terminale yakın, Yalı diye adlandıkları , kenarlarında oturma mekanları ve mekanların ön taraflarında arnavut kaldırımları ,ara ara ağaçları ve nehir boyunca devam eden yürüyüş yolları olan çay boyu var.  ..Kenarlarda küçük tekneler de mevcut, istersen tekne turu yapabiliyorsun....Yerler tamamen sarı yapraklarla dolu..Hava çok güzeldi, ılık esintisiz... Yağmur yağacak gibi ama yağmıyor, arada hafif hafif çiseliyor sadece..Nehir yeşil renkli, yazın mavi  renkli midir bilmiyorum. Kahvelerimizi durgun yeşil nehre nazır içtikten sonra Amasra dolmuşuna biniyoruz. Yarım saat kadar sonra , aynı güzellikteki ağaçların arasından Amasra'ya varıyoruz.

Ben sahil yerlerine yaz mevsimi  dışındaki mevsimlerde gitmeyi daha çok seviyorum ,hem kalabalık olmuyor hem de o yalnız hali daha güzel geliyor...Ama burası  küçük bir sahil şehrine göre kalabalık geldi gözüme...Akşama az kalmıştı, hava kararmak üzereydi bu yüzden kısa zaman geçirebildik ama sahilin manzarası hakikaten güzeldi..Yabancı, eski filmlerdeki denizcilerin konuk olduğu ,antik şehirlerdeki limanlara benziyordu....Hilal şeklinde bu sahile bakınca ortasında denizin devamı ve karadaki ışıkların denize yansıması görünüyor..            Çok hoş bir görüntüsü vardı.Bir kaç çay bahçesi ve küçük güzel bir çarşı..Otantik eşyalar..Ayrıca ahşaptan yapılmış sıcak atmosfere sahip merkez camisinin içi de çok güzeldi...Akşam olduğundan , ve kahvaltıyla durduğumuzdan gezintimize nokta koyup, deniz manzaralı öğretmenevinde balıklarımızı yedik.
Oldukça ekonomik ve lezzetliydi..(içkili olmayan tek mekan burasıymış) ..Amasra'ya sadece virgül koyup, bir yaz bir kaç günlüğüne gelme kararı ile Elifciğimin evine doğru yol aldık...

Safran Çiçeği


Diğer sabah, kahvaltılarımızı yapıp bir saatlik Safranbolu yolculuğumuza çıktık. Burada bahsetmeden geçemiycem bir yer var, ismi Cumaova. Adeta bir film seti için kurulmuş gibi duran, küçük bir belde..Her şey az, küçük ve güzel...Çevresinde yüksek dağlar var ve ortasında Cumaova. Dolmuşumuz yolcu almak için merkezinde durdu, zaten başını şöyle bir çevirererk herşeyini görebiliyorsun. Bakkal büyüklüğünde terminal, üst katında belediye, bir kaç ev, tek ya da ki katlı..Gülmseyerek izledim, tabi her zamanki gibi ön koltuktan..Aracımız yola çıktı ve  birbirinden güzel sonbahar manzaraları eşliğinde Safranbolu'ya vardık.

 Safranbolu..Ne kadar cahil bir insanım bir kere daha farkettim. Yedi sekiz sene önce gelmiştim Safranboluya ve ben tüm şehri ahşap evleri ve otantik çarşısı olan bu şehir sanmıştım...Meğerse eski şehir ve yeni şehir olarak ikiye ayrılıyormuş.Yeni şehir, eski şehre 10 dakika mesafede, bir çok ilden büyük, her şeyin mevcut olduğu modern bir anadolu şehri.Çok şaşırdım doğrusu..Gelelim turistk Safranboluya yani eski şehre..Burası taşlı yolları, çarşıları, tarihi camileri ,hanları, hamamları, safran kokulu, bol lokum ikramlı sokakları ile görülmeye değer şehirlerimizden...


Malum hava erken karardığından önce şehrin dışındaki 'Kriral Teras'a gitmek istedik. Orası İncekaya Su Kemeri ve kanyonun üstüne yapılmış cam bir teras..Kendini çok yükseklerde hissettiren güzel bir düşünce olmuş...Su kemeri Osmanlı döneminde Gayza köyüne su getirmek için yapılmış muazzam bir yapı..Kanyon boyunca ahşap yol ve merdivenler de yapılmış,isteyen inip yürüyüş yapabiliyor. Terastan da yürüyüş yapanlar görülebiliyor..












Bizim vaktimiz sınırlı olduğundan seyretmekle yetindik. Yolda şoförümüz buraya çok yakın bir de mağara var,çok güzel dedi. Yakınsa oraya da gidelim dedim. Su kemeri,dağlar ve teras manzaralı fotoğraflarımızı çekinip arabaya döndük..Aman Allahım taksimetre hala çalışıyordu...
Biraz,  mağaranın fiyasko olup olmayacağına dair kaygılı, biraz da taksimeterenin daha ne kadar olabileceğine dair sıkıntılı bir yolculuktan sonra mağaraya ulaştık. Geçen hafta arkadaşlar terasa 35 tlye gelip,gitmişlerdi. Şu an taksimetre 70 tl idi ve mağaradan dönünce kaçı gösreceğine dair hiç bir fikrimiz yoktu. 
Böyle durumlarda önden parayı konuşurdum genelde ama işte amcanın rehbervari ton ton hali kandırdı beni...Arabadan inip Bulak Mencilis mağarasına girdik.Başlangıçta,ikimizde kazıklandık sanırım diye düşündükse de ilerleyen yol boyunca harika bir yerde olduğumuzu farkettik...Burası da muazzam güzel ve Safranboluya kadar gittiyseniz kesinlikle görülmeden gelinmemeli denilecek bir yer.Döndüğümüzde amcanın gösterge 100 tl yibulmuştu..Amca dedik, beklerken de mi açık oluyor, fazla gibi geldi dedik..''Birşeyler yaparız merak etmeyin'' dedi..Biraz yatışıp Safranboluya geldik..Amca alacağı parayı haketmek için panoromik bir yeni ve eskişehir turu yaptırdı ve güzelce de anlattı..Ben memnundum şahsen, hava soğumuştu ve görmek istedğim heryeri de hemen hemen göstermişti..''.70 tl  ''dedi. Sevinçle verdik, keşke başta söyleseydi de o kadar heyecan yapmasaydık :)


Safronboluya aç bilaç gelince amcanın tavsiye ettiği Kadıoğlu na gittik... Harika bir yer..Huzurlu bir köşk, temiz bir mekan ve çok lezzetli yiyecekler.
.Üstüne ikram ettikleri çay bile güzeldi. Kastamonu da da yaygın olan, bu coğrafyaya ait olan Kuyu Kebabı sipariş ettim..Onca yıl orda yemek nasip olmamıştı bir türlü ,kısmet buradaymıs dedim.



Kuyu Kebabı, direkt kuzu eti..Löp et..Haşlama et gibi ama dibinde ateş olan bir kuyuda bir günde falan pişiyor bildiğim kadarıyla..Lokum gibi pişmiş ama baharat falan hiç bir şey yok..Ben sevdim, lezzetliydi . Ama sanırım eti sote yada kuşbaşı pide şeklinde yemeyi daha çok seviyorum. Arkadaşımın pidesinden de otlandım, o da ayrı bir harika idi...


 Buradan çıktıktıktan sonra akşam serinliğinde çarşısını gezdik,alışveriş yaptık, her dükkandan lokum yedik..Sürekli ikram ediyorlar , çok hoş :)  Ve közde kahvelerimizi içerken arkadaş son arabanın 15 dakika sonra kalkacağını farketti. Koşarak dolmuşa yetiştik ve yağmurlu güzel günde Abdipaşa'ya geri döndük tabi ki ben yine ön koltukta idim...Midem bulanmadan seyahatimi tamamlamanın verdiği mutlulukla çayımızı içerken saat daha akşam dokuzdu...İyi ki gelmişim :)))















12 Kasım 2015 Perşembe

Tarihi Yarımada Gezisi 1

Merhaba!!!
Bugünkü gezi rotamızda İstanbul'un suriçinin çok küçük bir kısmı vardı.
Öncelikle suriçi kavramını açayım, Osmanlı döneminde şehrin merkezi ve surla çevrili olan yer diyebiliriz. Aynı zamanda tarihi yarımada da denmektedir. Böylelikle bu bölgede her adım başı tarihi yapıların olmasının sebebini açıklayabiliriz . Aslında İstanbul’un ta kendisi de diyebiliriz. Günümüzde Fatih ilçesinde bulunmaktadır.
Sirkeci’den başladığımız ayrıntılı rotamız şöyleydi :
Sirkeci Garı: Adından da anlaşılacağı gibi sirkecide yer alan 2. Abdulhamid döneminde Alman mimar imzalı bir yapıdır.Vitray camları dikkat çekmektedir. Marmarayın Sirkeci durağında indiğinizde rahatlıkla gezebileceğiniz bir yapı. İçine girdiğinizde tarih kokuyor.Tabi pek yapabileceğiniz bir şey yok bu yapıda.Belki bir iki fotoğraf çekilebilirsiniz tarihin kokusunu içine çekebilirsiniz . He bir de unutmadan içki servisi de yapılan bir restorantı mevcut, bilginize…
Caferağa Medresesi: Mimar Sinan eseri bir yapı. İçine girdiğinizde bir orta bahçe ve çevresinde küçük odacıklar göreceksiniz. Birçok Türk el sanatları yapılmaktadır burada ebru hat tezhip minyatür çini … Odaları ziyaret edebilirsiniz duvarlardaki tablolar raflardaki objeler… burası  adeta sanat galerisi gibi. Not düşmem gerekirse ilk girdiğimde afalladım, İznik’te gidip gördüğüm İznik çiniciler çarşısına girmiş gibi oldum. Gerçekten benzerlik şaşırtıcıydı.
Yerebatan Sarnıcı: Diğer adı Bazilika Sarnıcıdır. Girerken çok heyecanlandığım bir yapı sanırım nedeni karanlık ve gizemli bir yapı olması . Müze kart geçmiyor. Öğrenci kartınızı göstererek 5 tl ye girebiliyorsunuz. Öğrenci değilseniz 10 tl. Yabancı yoğunluğu çok fazla. Kendinizi Alman Fransız dede ve nineler arasında bulmanızın dışında ışıklandırmanın da etkisiyle gizemli ve mistik bulabileceğiniz bir yer. Sarnıcın amacı su depolamak elbette. Sütunlardan oluşuyor ve burayı daha gelinebilir kılan 2 adet medusa başının olması. Medusa başlarının önemi roma dönemi heykel sanatının şaheserleri olmaları. Tabi bir de efsanesine bakın derim…

Arasta Çarşısı: Sultan Ahmet Camiinin arkasındaki caddede kalan Bizans kalıntıları üzerine yapıldığı söylenen bir çarşıdır. Hediyelik ürünler kilimler çiniler vb. eşyaların satıldığı güzel dükkanlardan oluşur. Farklı el yapımı ürünler görebilirsiniz. Bir kolundan Mozaik müzesine geçiş vardır.
Sultan Ahmet Camii: Yabancıların Mavi Cami diye isimlendirdikleri iznik çinileriyle ünlü, Mimar Sinan’ın öğrencisi Sedefkar Mehmet Ağa mimarlığında 1. Ahmet adına yapılmış bir camiidir. Yabancı yoğunluğu çok fazladır. MUTLAKA görülmesi gerekir, olmazsa olmazdır .Önemli özelliği 6 minareye sahip tek Selatin camisi (padişah camii) olmasıdır. Ayrıca dikkatimizi çeken caminin bir giriş kapısında demir halkalar vardı , bunun sebebi padişahın atıyla girerken eğilmesi içinmiş, yani padişah bile eğiliyor buraya girerken .
Kalenderhane Camii: İsmi, burayı ilk kullanan Kalender tarikatından gelir. Girdiğinizde normal klasik cami formlarından farklı olduğunu göreceksiniz, hatta kıble yönünde yapılmadığını… Bu bize kiliseden çevrilme bir cami olduğunu göstermek için yetti . Gerçekten de doğu roma döneminde kiliseymiş. Fatih’in İstanbul’u fethiyle bu tarikatın kullanımına verilmiş.Acil olarak özellikle içinin bakım görmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü yapının 9. Yüzyılda yapıldığı söyleniyor. Gerçi birçok kere düzenlemelerden geçmiş bir yapı. Uzun pencereleri ve dalgalı kubbesi çok hoş.  İçerideki mermerler de dikkat çekici.

Süleymaniye Çikolatacısı: Vezneciler metro istasyonuna çok yakın mütevazi bir mekan. Yine Kalendehane mevkiinde yer alıyor. Yorgunluğunuzu atabileceğiniz diğer çikolatacı dükkanlarıyla kıyasladığımda sade olan bir mekan. En önemli ve ilginç özelliği menülerinin, kitapların kapaklarının iç tarafında olması ve gelen kitaplara istediğiniz notu bırakabilmeniz. Şiir yazanından tutun da instagram adını verenlere kadar… Menülerinde Bezmara adlı spesiyalleri var 12 tl güzeldi, denenebilir. Türk kahveleri 6 tl. Kahveli sıcak çikolataları ise 8. Öyle çok ayılıp bayılmadığımız ama güzel vakit geçirebileceğimiz bir yerdi. O çok sevilen pişmaniye adlı kedilerini göremedik maalesef .

Gittiğimiz yerlerin çoğuna yürüyerek gittik, isterseniz tramvay da kullanabilirsiniz tabi, biz tabanvayı tercih ettik :D Yolumuzun üzerinde daha çok yapı vardı elbette , Gülhane parkı , Ayasofya Müzesi,Nuru Osmaniye Camii, Damat İbrahim Paşa Sarayı ve daha nicesi…Soğukçeşme sokağına da uğramaktı niyetimiz ama restorasyondaydı haberiniz ola. Başka bir gezimizde buraları gezip sizlere aktarmak dileğiyle. Hoşçakalın !


8 Kasım 2015 Pazar

HIDİV KASRI

Herkese merhabalar
Vira Bismillah diyerekten blogtaki ilk paylaşımımı yapıyorum.İnşallah devamı gelir ve gezmelerinize ufak da olsa bir katkıda bulunmuş oluruz.
HIDİV KASRI
İstanbul'un Beykoz ilçesindedir
Öncelikle isminden bahsedeyim.Hıdivlik makamı Osmanlının Mısır valilerine verdiği ünvanmış.Kasır,1907de Mısır'ın son hıdivi Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan bir mimara yaptırılmış.İşletmesi şu an İBB kuruluşu olan Beltur'a aittir
   İstanbul'un bütün tarihi mekanları gibi burası da çok hoş ve görülmeye değer bir mekan.Dikkatimi en çok çeken şey kasrın içindeki tarihi asansör.Ana girişin tam ortasında mermerden kocaman bir havuz var.
ULAŞIM:  1.Üsküdardan beykoza giden herhangi bir otobüsle kanlıca durağında indikten sonra 10-15 dk lık yürüme mesafesinde(dilerseniz taksiyle de çıkabilirsiniz)
2.Kavacık köprüsünden 25dk uzaklıkta(yürüyerek)
YEMEK bölümü ikiye ayrılıyor.Bir tanesinde Osmanlı yemekleri var diğeri kafe tarzı.Ben Hıdivin kuzu etli paşa böreği(fesleğenli domates sosuyla)(14,5lira ve sadece 1dilim+2yaprak marul),vişneli etli yaprak sarma(14,5ira civarı,sadece 5tane),tahinli profiterol(10,5lira ve koca bi tabağın içinde avuç içi kadar)(tatlılar8-15lira arası).Hepsi çooook ama çok lezzetliydi ama gerçekten doymak istiyorsanız epey para bayılmanız lazım.Tabi bu osmanlı mutfağında ana yemekler için geçerli.Kafe tarzı bölümde fiyatlar ortalama.
Benim söyleyebileceklerim bu kadar.Sürç-i lisan ettiysek affola.Bereketli gezmeler efenim

26 Nisan 2015 Pazar

Florya

Florya'da bir cumartesi

Selamın aleyküm gezmeyi bizler gibi çok seven güzel insanlar. Sizlere fikir olması için florya gezimizi artı ve eksileriyle yazmaya çalışacağım.

ARTILARI:
→Deniz olması
→Sahili uzun yürüyüşler için ideal
→Sosyal tesisindeki yiyeceklerin fiyatı oraya göre  çok değil
→Gün Batımı bir harika

 EKSİLERI
←Havalimanına yakın ve 3dkda bir uçak kalkıyor korkunç bir ses çıkıyor
←öğlen vakti çok kalabalık
←ulaşım
*ÖNERİMİZ: Florya'ya bir ikindi vakti serinliginde gidilir arkadaşlar. Gün Batımına karşı oturup arkadaşlarla muhabbet edebilirsiniz. Biraz yürüdükten sonra biraz içiniz ezilirse sosyal tesisin lokantasından atıştırmalık alıp çayınızla manzaranın ve serinliğin tadını çıkarabilirsiniz. Ulaşımda metrobüs kullanmakta çok mantıklı bir iş. 

15 Nisan 2015 Çarşamba

MERHABA

Merhaba..
Dedik ki madem geziyoruz, yediğimiz içtiğimiz bizim olsun, gezip gördüğümüzü paylaşalım...
Geçenlerde İstanbul'da bir semtteyiz, nerde yemek yiyelim diye baya tereddüt ettik. Lezzeti güzel,temiz ve ekonomik bir yer olmalıydı..Akıllı telefonumuza sarıldık, çok program var  bu konularda ama biz daha detaya ihtiyaç duyuyoruz ve o detayı bulamadık...Bazen de çok yakınımızda ve ulaşımı o kadar kolay olan bir yerin varlığından haberdar olmadığımız için göremiyoruz..İstanbul görülmesi gereken yer konusunda derya bir şehir...Ama bazen bu konuda iyi bir rehbere ihtiyaç duyuyorsunuz..
 Ben de yaşadıklarımın  bir faydası olsun diye, İstanbul'u gezmek, görmek isteyenlere daha geçen yıl bu şehre taşınmış biri olarak '' istanbul'da acemice nasıl gezilir, nerde yenilir,içilir '' öğrendiğim ve tecrübe ettiğim herşeyi paylaşmaya karar verdim.Bunları yazarken yalnız olmayacağım, şimdilerde İstanbul'da yaşayan Kastamonu'dan eski öğrencilerimden de blogda paylaşımlarda bulunacaklar olacak.

Hayatı, okumayı, gezmeyi ve gezerken öğrenmeyi sevenler için bir faydamız olur inşallah..
Haydi Bismillah :)